Çırê Musyon

10 Eylül 2026 Perşembe

Alevilik ve şafilik

 Bu alevi-şafii tartışmaları benim açımdan verimli oldu. Kabaca bildiğim bilgiler derinlik kazandı, Biraz daha ayrıntılara vakıf oldum.

Bilgileri paylaşmadan önce şunu belirteyim ki gereksiz yorumlara cevap verme ihtiyacı doğmasın. Kürt siyasasının (ve elbette Türk slyası da dahil) geçmişe referans verme hastalığı bu gereksiz polemiklere zemin hazırlıyor. Tarihi dönemeçler vardır, bunlar tarihsel gerçekliklerdir. Bu gerçeklikler günümüze uymuyor olabilir. Uyuyorsa da geleceğe dair bir perspektif sunmuyordur. Bin yıllık kardeşlik retoriği günümüz dünyasında siyasal bir anlam ifade etmediği gibi verili tahakküm ilişkilerinin devamına olanak sağlayan, kapı aralayan samimiyetten yoksun boş gösteren bir ifadedir. Eşitsiz siyasal ilişkiye eşitmiş gibi anlam yüklemektir. Bu anlamda ne Çanakkale, ne Malazgirt ne de Çaldıran göndermeleri gelecek perspektifi sunmaya yardımcı olmaz. Gelecek projeksiyonu oluşturmaya da merhem olmaz. Sembolik olduğundan kuşku yok elbette. Fakat semboller içerik hakkında önemli ipuçları barındırır. İrlandalının İngiliz kraliyeti karşısında eli cebinde tokalaşması da semboldür. Bu tavır tokalaşmaya engel değildir. (esasında post bu kadar olsa da olur. Mevzudan yine çok uzaklaştım)
Şimdi mevzuya dönelim. Kısa maddeler halinde ilerlemek zorundayım.
1- Alevilik 20.yüzyıl kavramlaştırması. Şemsiye kavram olarak senkretik heteredoks İslami inanç akımların genel adıdır. Hepsi bir tarikattan neşet etmiştir. Bilin bakalım bu tarikatların (önemli bir bölümü) kökeni hangi sünni fıkhına dayanmaktadır? Cevap veriyorum çoğu şafii mezhebinden çıkmıştır. Vefaiyye, safeviyye, adiyye tarikatları şafii kökenli tassavufi tarikatlardır. Ebul vefa el kurdi, Şah ismail, Şeyh Adi hepsi köken olarak şafiidir. Hacı Bektaşi Veli vefaiyye tarikatına bağlı bir müriddir köken itibariyle. Yarsaniliğin kurucusu Sultan Sahak yine köken itibariyle şafii medreselerde eğitim görmüştür. Ahmet Yesevi hanefidir. Bir tek nusayriliğin kurucusu şii kökenlidir.
2- Safeviyye tarikatı Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar dönemlerinde heteredoks bir yapıya dönüşüyor. Esasında tasavvuf elhlinin zahiri inançsal gösterişten ve /veya iktidar payandası olmaktan uzaklaşması inanç anlamında çok olumlu bir manevra alanı kazandırmıştır bu inanç sahiplerine. İçsel bir yolculuktur bu. İktidarı hedeflemeyen, yalnızca iç dayanışma ile tanrıya gösterişsiz kulluğu esas alan barışçıl bir düzeni ifade eder. Safeviyye tarikatı da başta böyle bir inanç merkezi idi.
3- Şah Ismail Akkoyunlu hükümdarının yeğeni olarak (annesi uzun Hasanın kızı) siyasal bir bilinçle yetişiyor. Safeviyye tarikatını devletleştirir ve akkoyunları yıkar. Devletleşme ile birlikte caferilik mezhebini resmi mezhep yapar. Bundan sonrası işid benzeri koyu bir taasupla inanç anlamında yayılmacı bir politika izler. Amacı herkesi şii yapmak ve kendi mehdiliğini herkese kabul ettirmek. Bu uğurda çok kan döker. İran başta şafii idi. Kılıç zoruyla herkesi şii yapar. Azerbaycan, İran ve Kürdistan coğrafyasında siyasi hedeflerini bağnaz inancıyla paralel yürütür. Öyle ki bağdatta imam henefi ile abdulkadir geylaninin mezarını açtırıp kemiklerini köpeklere atar (aklımda öyle kalmış)
4- Kürdistanda terör estirir. Kendisine biat için giden kürt mirlerini hapse atar. Yerlerine Türkmen yöneticiler atar (kayyum sistemi). Bu durum haliyle rahatsızlık yaratır. Çünkü hem siyasi anlamda hem de inanç anlamında büyük bir baskı vardır. Tarih yazımında anakronizim hastalığı olduğu için o günün koşullarında hristiyan ermeniler, hristiyan Süryaniler bu durumdan ne kadar etkilendi bilmiyoruz. Muhtemelen etkilenmişlerdir. Öte yandan o dönemde Ezidi aşiretler belki müslümanlardan fazlaydı. Onların da etkilenmemesi mümkün değil. Yanı sıra raye heq inancına mensup halk da bu baskıdan nasibini almıştır. Zannedildiği gibi o dönemlerde Kürtlerin yekünü (aleviler haricinde) sünmi şafii değildi. Kürtlerin islamlaşması yoğun olarak 18..yüzyılda halidilik üzerinden olmuştur. Öncesinde safevilerin yıkılması ile birlikte görece özerkleşen kürt medreseleri kendi dilinde eğitim yapmaya başlamış ve belli başlı medrese alimleri bu dönemde ortaya çıkmışlardır. (ahmedè xani, meleyi ciziri, feqiye teyran vs)
5-Günümüzde alevillere kızılbaş da deniyor bu yanlış. Çünkü kızılbaş safevi askeri bürokrasisinin adı idi. Öte yandan savevilere biat eden herkese haliyle kızılbaş deniyordu. Bugün itibariyle İran islam cumhuriyetine kızılbaş denebilir belki ama alevillere kızılbaş denemez. Kızılbaşlık siyasal islamdır dönem itibariyle. Heteredoks tasavvufi inanç merkezleri siyasal bir amaç gütmüyordu
6- Yavuz Selim'de hırsları olan Şah ismailin simetrisi bir sultandı. O da kendi topraklarında mimlediği Türkmen alevileri öldürdü. Ulema hanefi, asker bektaşi idi. Türkmen aleviler hangi tarikata bağlıydı bilmiyorum. Bunlar gerçekten kızılbaş taraftarı mıydı o da belli değil. Bilinen tek şey şahkulu isyanı yavuzun gözünü korkutmuş. Çaldırana giden yolda yol temizliği yapmış. Bektaşi yeniçerileri nasıl ikna etti muamma.
6- çerçevesini çizdiğim bu ortamda idrisi bitlisi Osmanlı sarayının bir memuru olarak kürt beylerini Osmanlı safında savaşa turmak için ikna turlarına çıkıyor. Osmanlı sarayından önce akkoyunlu sarayında babası ile birlikte memur olarak çalışmışlar. Şimdi bu saray memuruna çok anlamlar yükleniyor. Fetvaları o vermiş, savaş kararını o almış, padişahı kandırmış ve iflah olmaz bir alevi düşmanı. Ve en önemlisi şafii. O olmasa muhtemelen Yavuz başka birileri vasıtasıyla kürt mirlerini ikna ederdi. Çünkü kürt mirleri de rahatsızdı durumdan. Hasılı eşit bir ilişki gibi lanse ediliyor Yavuz ile bitlisi arasındaki ilişki. Bunların hiç biri doğru değil tabi. Fakat günün sonunda kürt mirleri rahat bir nefes alır kabaca ikinci Mahmut dönemine kadar özerk bir yapıda varlıklarını sürdürürler. Kürt medreseleri kürtçe eğitim yapar. Siyasal olarak görece daha özgür bir şekilde topraklarını yönetirler. Bu anlamda Osmanlı ile safeviler arasında epey bir fark olduğunu teslim etmemiz lazım. Aynı şey diğer etnisite ve inançlar için de geçerli.
7- Şafii alevi muhabbetini köpürtenler muhtemelen bu bilgilere sahipler. Ben burada siyasal bir mühendislik seziyorum. Çünkü kavramların temsili üzerinden siyasal pozisyonlar alınıyor. Şafii kürt demek kısaca. Şafii temsili bu. Hanefi makbul görülüyor çünkü diyanetin resmi mezhebi. Daha doğrusu hanefinin temsili Türk. Cumhuriyet dönemi aleviler açısından daha kanlı geçmiştir. Fakat idrisi bitlisi diyen kişi Yavuz köprüsünden geçer, Sabihadan uçağa biner bir yerlere gider. Bu kanlı figürlerin oralardan kazınması için kılını kıpırdatmaz. Laiklik der ama diyanetin laik ülkede ne işi olur demez. Maaşından, vergisinden kesilen paralar imamına, müezzinine, valizine maaş olarak ödenir bunu sorun etmez. Diline pelesenk şafii temsili ile kürt olduğu halde kürtlükten öcü gibi kaçar.
Not : tarihsel hafıza diri tutulmalı ancak tarihi doğru bilmek, dedikodu ve manipülatif bilgilerden uzak durmak kaydıyla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder