Ulus ya da ayrı millet olma meselesi, modern sosyal bilimlerde yalnızca dil farklılığına indirgenen bir konu değildir. Bir topluluğun “ayrı bir millet” olarak değerlendirilmesi; tarihsel süreklilik, ortak kolektif bilinç, siyasal aidiyet, kültürel bütünlük, toplumsal örgütlenme, ortak hafıza ve en önemlisi topluluğun kendi öz tanımı gibi çok katmanlı ölçütler üzerinden ele alınır. Bu nedenle modern ազգ kuramlarında dil, önemli bir unsur olsa da tek başına belirleyici kabul edilmez.
Özellikle 20. yüzyıldan itibaren gelişen ulus teorileri, milletlerin biyolojik ya da “doğal” oluşumlar değil; tarihsel, siyasal ve toplumsal süreçler içinde inşa edilen kolektif kimlikler olduğunu ortaya koymuştur. Benedict Anderson ulusu “hayali cemaat” olarak tanımlarken, ortak aidiyet duygusunun çoğu zaman dilsel farklılıklardan daha belirleyici olduğunu vurgular. Benzer biçimde Ernest Gellner milliyetçiliğin modern siyasal süreçlerin ürünü olduğunu belirtir. Bu yaklaşımlara göre bir topluluğun ayrı millet sayılabilmesi için yalnızca farklı konuşması değil, kendisini kolektif olarak ayrı bir siyasal-toplumsal özne şeklinde tanımlaması gerekir.
Bu çerçevede Zazalar meselesi değerlendirildiğinde, Zazaca’nın Hint-Avrupa dil ailesinin İranî koluna bağlı, Kurmanci’den farklı bir dil olması tek başına ayrı millet sonucunu doğurmaz. Dünyada aynı millet içinde birden fazla dil konuşan çok sayıda örnek bulunmaktadır. Örneğin İsviçre’de Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanşça konuşan topluluklar ortak İsviçre ulusal kimliği içinde yer alırken; Arap dünyasında ciddi lehçe ve dil farklılıkları olmasına rağmen ortak etno-kültürel aidiyetler devam etmektedir. Aynı şekilde Kürt toplumu içerisinde de Kurmanci, Sorani, Zazaca ve Gorani gibi farklı dilsel formlar tarihsel olarak aynı toplumsal ve siyasal havza içinde varlık göstermiştir.
1980’li yıllardan itibaren özellikle devlet merkezli siyasal söylemde ve milliyetçi tarih yazımında Zazalar konusu daha görünür hale getirilmiştir. Kendini Kürt olarak tanımlayan Zaza topluluklarına yönelik “Zazalar Kürt değildir” söylemi sistematik biçimde öne çıkarılmış; Zazaca’daki dilsel farklılık, etnik ayrışmanın temel kanıtı olarak sunulmuştur. Ancak bilimsel açıdan bakıldığında dil farklılığı ile ulusal kimlik arasında zorunlu ve otomatik bir ilişki bulunmamaktadır. Sosyoloji, antropoloji ve siyaset bilimi alanındaki çalışmalar, kolektif kimliğin esas olarak toplumsal bilinç ve ortak tarihsel deneyim üzerinden şekillendiğini göstermektedir.
Ayrıca bir topluluğun “ayrı halk” ya da “ayrı millet” olarak tanımlanması, yalnızca teorik bir iddia değil; siyasal sonuçları olan bir tanımlamadır. Eğer Zazalar ayrı bir millet olarak kabul edilecekse, bunun mantıksal sonucu kolektif hakların da tanınmasıdır. Buna; anadilde eğitim, kamusal alanda dil kullanımı, kültürel kurumlaşma, medya faaliyetleri ve siyasal temsil gibi haklar dahildir. Ancak Türkiye’de devlet politikaları uzun yıllar boyunca bu yönde kurumsal ve yapısal adımlar atmaktan kaçınmıştır. Bu durum, “Zazalar ayrı halktır” söyleminin çoğu zaman hak temelli çoğulculuktan ziyade, Kürt kimliğini parçalamaya yönelik siyasal bir araç olarak kullanıldığı yönünde eleştirilere yol açmıştır.
Bu süreçte ortaya çıkan ve kamuoyunda “Zazacı” olarak anılan bazı çevreler ise devlet politikalarıyla çatışmak yerine daha çok Kürt kimliğine karşı konumlanmış; Kürt siyasal hareketine yönelik yoğun karşı propaganda üretmiştir. Dikkat çekici olan unsur, bu propagandanın çoğunlukla Türkçe yürütülmesi ve Zazaca’nın kamusal mücadele dili olarak güçlü biçimde kullanılmamasıdır. Bu nedenle bazı araştırmacılar, söz konusu yaklaşımın esas amacının Zaza dilini ve kültürünü geliştirmekten ziyade, Kürt toplumsal bütünlüğünü ayrıştırmak olduğunu ileri sürmektedir.
Bunun yanında sosyolojik araştırmaların önemli bir kısmı, Zazaların büyük çoğunluğunun kendisini Kürt kimliği içinde tanımlamaya devam ettiğini göstermektedir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Zaza nüfusun tarihsel hafızası, aşiret ilişkileri, kültürel pratikleri, siyasal yönelimleri ve kolektif deneyimleri büyük ölçüde Kürt toplumsal alanıyla iç içe gelişmiştir. Modern ulus teorileri açısından bakıldığında da öz tanım (self-identification), yani bir topluluğun kendisini nasıl gördüğü, dışarıdan yapılan sınıflandırmalardan daha güçlü bir ölçüt kabul edilir.
Sonuç olarak bilimsel açıdan “ulus” veya “ayrı millet” olma durumu yalnızca dilsel farklılığa dayanmaz. Belirleyici olan; ortak tarihsel bilinç, kolektif aidiyet, siyasal özneleşme ve topluluğun kendi kendisini nasıl tanımladığıdır. Bu nedenle Zazalar meselesi, yalnızca dilbilimsel değil; aynı zamanda sosyolojik, tarihsel ve siyasal boyutları olan karmaşık bir kimlik tartışmasıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder